Rusya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Rusya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ekim 2012 Perşembe

Türkiye’nin Ortadoğu serüvenleri



     Son dönemde Türkiye Kuzey, Güney ve Doğu sınır komşularıyla Suriye konusunda tamamen ters düşmeye başladı. İran’ın uzun zamandır Suriye devletine yardım ettiği açıkça biliniyor. Öte yandan Rusya’nın da Suriye devletinin yanında olduğu uzun zamandır ortada. Öte yandan geçtiğimiz günlerde Irak Başbakanı Maliki’nin Moskova’ya yaptığı ziyaret de ayrı bir önem taşıyor. Maliki uzun süredir Suriye’de tarafsız bir siyaset yürütme iddiasında ve krizin sadece Suriye içerisindeki taraflarca dış müdahale olmadan çözülebileceğini söylüyor. Son olarak İnterfax’a verdiği röportajda bu konudaki pozisyonunu açıkça belirtiyor ve Türkiye’yi çok tehlikeli oyunlar oynamakla suçluyor.
     
Maliki ve Putin - Agence France-Presse
    
    Irak ve Rusya ilişkilerine bakacak olursak, bu ikili arasında ABD’nin Irak’tan uzaklaşmasından beri bir yakınlaşma söz konusu. Özellikle Exxon gibi bazı büyük Amerikan enerji şirketlerinin Kürt yönetimiyle anlaşmaları Bağdat’ı kızdırmış vaziyette. Irak ve Rusya arasında yapılan 4 milyar dolarlı bulan silah anlaşmaları ve Irak’ın Amerikan şirketleri yerine Rus petrol ve doğalgaz firmalarını büyük devlet ihalelerine davet etmesi Bağdat ve Moskova arasındaki yakınlaşmayı açıkça gösteriyor.
Bu çerçevede her iki ülkenin de Suriye konusundaki tutumlarının benzer olduğunu unutmamak lazım. Öte yandan, Maliki her ne kadar iddiaları reddetse de İran’dan Suriye’ye Irak üzerinden uçaklarla silah taşındığı düşüncesi Batı’da hâkim. 

İran uçağı - Reuters
     Kısacası Batı komşularımız hariç diğer tüm komşularımızla Suriye konusunda tam bir görüş zıtlığı içerisindeyiz.İran, Irak ve Suriye hattında var olan Şii eksenine güçlü bir Rus desteği var. Aynı zamanda Türkiye’de pek sık gündeme gelmemekle beraber Lübnan’da Şii’lerin önemli bir varlığı bulunmakta. Lübnan’daki bu grubun da Suriye hükümetine destek verdiğini düşünmek yanlış olmaz.
 Bu Şii bloğun karşısında ise Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye’den oluşan bir blok var. Bu Sünni bloğun görünmeyen lideri ise Amerika’dır. Amerika’nın Suriye’deki rejimin devrilmesi için verdiği destekten Irak, Libya ve diğer geçmiş deneyimlerden çok da ders almadığı anlaşılıyor. Aynı şekilde bu kötü örneklerden Türkiye’nin de pek ders aldığı söylenemez. Almış olsaydı Suriye’deki çatışmaları körüklemeyi göze alarak savaşan taraflardan birisine destek olmazdı. Suriye’deki durumun bugün geldiği noktada ise artık çatışmaların Suriye hükümeti ve muhalifleri arasındaki bir meseleden ibaret olduğunu söylemek doğru olmaz. Nitekim Türk ve Amerikan hükümetlerinin Suriye rejimi aleyhindeki açıklamalarına karşın Rusya’nın ve İran’ın bu rejimi açıkça destekleyici sözlerini dikkatlice değerlendirmek gereklidir. Öte yandan Katar ve Suudi Arabistan Suriye’deki rejime karşı olduklarını çok önceden belli etmiş olmalarına rağmen bugün Suriye’deki rejimin baş düşmanı olarak Türkiye gözükmektedir. Türkiye’nin bu pozisyonu özellikle önemli iktisadi ilişkiler içerisinde olduğu Rusya, İran ve Irak ile ilişkilerini tehdit edebilir. Unutmamak gerekli ki Türkiye doğalgaz ihtiyacının büyük bir kısmını İran ve Rusya’dan karşılamaktadır. Öte yandan Irak hükümeti de her fırsatta Türkiye’nin politikalarından rahatsız olduğunu belli eden açıklamalar ve davranışlar sergilemektedir. Nitekim bugün (18.10.2012) gelen bir haber Suudi Arabistan’a çalışmak için giden Türk işçilerinin gerekli belgeleri ve vizeleri olmadığı gerekçesiyle Bağdat yönetimince alıkonduğu yönündeydi. 

Clinton Asya Pasifik toplantısında -
Ajanslar
     Türkiye’nin son dönemde izlediği uluslararası politikalarla ilgili olarak sıkça tekrarlanmaya başlanan sınır komşularından hızla uzaklaştığı fikrine katılmamak mümkün değil. 

     Bu çerçevede Türkiye Ortadoğu yaşamak zorunda ve kalıcı olanın Amerika değil kendisi olduğunu hatırlaması yararına olacaktır. Nitekim son dönemlerde Amerikan’ın Asya Pasifik bölgesine yoğunlaşmaya başlaması ve Amerika’da birçoklarınca da ifade edildiği gibi Ortadoğu’dan uzaklaşma fikri bu ülke siyasetinde de ağır basmaya başlamıştır.
Yarın bir gün Amerika bu coğrafyadan çıktığında Türkiye şu anda politikalarıyla yaratmak ve şekillendirmekle meşgul olduğu Ortadoğu ile baş başa kalacağını unutmamalıdır.    


Kaynakça:
Tanguy Struye de Swielande, The Reassertion of the United States in the Asia-Pacific Region (http://www.carlisle.army.mil/USAWC/parameters/Articles/2012spring/Struye_de_Swielande.pdf) 
Le Monde 
RT News 
Agence France-Presse  

16 Ekim 2012 Salı

Türkiye’nin yeni oyunu – uçak indirmece



Suriye uçağı F-16'larla yere indirildi
Suriye Uçağı Ankara’ya indirildi
Suriye Uçağı Esenboğa havalimanı’na indirildi
Ermenistan uçağı Erzurum’a indirildi

Son 1 haftanın gazete manşetleri yukarıdaki şekilde. Hatırlamak gerekirse, Moskova’dan Suriye’ye gitmek üzere havalanan Suriye Havayollarına ait bir yolcu uçağı Türkiye üzerine geldiğinde Türk savaş uçakları eşliğinde Ankara’ya inmeye zorlandı. Gazetelerden ve ‘’büyük’’ büyük devlet adamlarımızın söylediklerinden anladığımız kadarıyla uçakta sivil havacılık kurallarına aykırı ‘’bazı unsurlar’’ bulunduğuna dair istihbarat gelmiş ve bu sebepten ötürü uçak kontrol amacıyla Esenboğa’ya indirilmiş. Sonraki günlerde Türkiye’nin, Rusya’nın ve Suriye’nin uçakta bulunan malzemelere dair farklı açıklamaları oldu. Gazetelerden aldığımız kısıtlı bilgiler bu yöndeyken olayın hukuki tarafına dair neredeyse hiçbir şey söylenmemiş olması çok ilginç. Başka bir ülkeye ait uçağı zorla indirmek sık yaşanan bir şey olmadığına göre konuyu derinlemesine değerlendirebilmek için bazı bilgilere hakim olmak yararlı olabilir.

Esenboğa'ya indirilen Suriye uçağı

Öncelikle son bir haftadır gündemimizi meşgul eden konunun uluslararası hava hukuku alanına giren bir konu olduğunu bilmek lazım. 2nci Dünya Savaşı sırasında 1944’te Şikago’da imzalanan andlaşmalar ile havacılık ile ilgili temel kurallar oluşturulmuştur. Hava hukukuna göre bir ülkenin üstündeki hava sahası, ulusal hava sahasıdır ve bu ülkenin tam egemenliği mevcuttur.  Şikago sivil havacılık andlaşmasının 4’üncü maddesine göre sivil uçaklar sivil olmayan amaçlar için kullanılamazlar. Öte yandan Türk Dışişleri Bakanlığının uçak indirmeye ve aramaya dayanak olarak kullandığı 35’inci madde kargo taşımacılığının sınırlarını çiziyor; bu maddeye göre savaş mühimmatları ve savaş gereçleri hava sahası kullanılan ülkenin izni olmadan bu ülkenin hava sahasından geçirilemez.
Suriye uçağında silah veya benzeri ekipmanların olup olmadığını bizlerin bilmesi mümkün değil,  fakat yukarıda bahsedilen 2 madde Türkiye’nin davranışlarına sağlam bir hukuksal dayanak sağlıyor. Öte yandan unutmamak lazım ki bu gibi olaylar salt hukuksal olaylar değil, siyasi hareketlerdir. Türkiye her ne kadar hukuksal olarak haklı olsa da, bu hareketinin siyasi sonuçları doğuracağının da farkındadır muhakkak.
Gazetelerimizde pek yer bulmasa da Rusya’da Türkiye’nin bu davranışı haliyle pek hoş karşılanmadı. Özellikle Ankara’daki Rus diplomatların uçaktaki Rus vatandaşlarıyla iletişim kurmalarına izin verilmeyişi ve Türk hükümetinin uçakta Rus devlet şirketince üretilmiş silah ekipmanları olduğuna dair iddiaları Rus Dışişleri Bakanı Lavrov tarafından kesin bir dille reddedildi.
 Bu gelişmelerin ne tür sonuçlar doğuracağını şimdiden kestirmek zor fakat umarız ki Türkiye aleyhine sonuçlanmasın.