Bu blogu daha çok kendime notlar düşmek için yazıyorum ilk başladığımdan beri. Pek düzensiz ve sırasız yazıyorum. Dolayısıyla dışarıdan ve hatta benim açımdan kopuk kopuk notlar oluşuyor.
Olsun yazabilmek de iyi.
Bu yazıya da başlamışım ama müsvedde'de bırakmışım. Şu anda işte, TED Talks izliyorum, halbuki ilgilenmem yapmam gereken tonla iş var, ihale var.
Neden bıraktım, neden ilgilenmiyorum... Çalışmayı sevmediğimden değil, tam tersine, çalışmayı bir şeyler üretmek huzur veriyor, fakat bunun için çalıştığın yere, yaptığın işe inanman gerekiyor. Bu ne iş yerime saygı duyuyorum, ne yaptığım işe inanıyorum.
Son senelerde yaptığım işin anlamsızlığını görmeye başladım. Aydınlanma mı dersiniz, farkındalık mı bilmiyorum, ama gördüğüm şey şu; senelerce çalışıyorum, çalışacağım, ortalama bir pozisyonda, ortalama bir maaşla, her sabah kravatımı takarak, şirket arabama binerek, birilerinin aldığı kararları dinleyerek, uygulayarak ve sahte bir saygıyla bunu senelerce yapmalıyım.
Niye? Parçası olduğum koca şirketin hissedarları sene sonunda para kazansın, hisseleri değer kazansın, CEO'muz sene sonunda alacağı yüzbinlerce liralık bonusunu garanti etsin, yöneticilerimiz havalı arabalarına binmeye devam etsin, ben de benden daha aşağıdakilerin üstüne daha fazla binerek yaşamımı devam ettireyim diye. Ve tabi paraya ihtiyacım olduğu için; kendi kurduğum kurguda kızımın ve evimin ihtiyaçlarını karşılamam lazım. Bunu da uzun seneler yapmalıyım.
Büyük şirketler aslında eskinin memurluğunu sunuyor... Bazı eksilerle birlikte. Temel olarak içine girip, şöyle böyle bir yaşam sürüp emekli olup gidiyorsun. Fakat ne hayata ciddi bir katkın oluyor, ne maddi anlamda refaha ulaşıyorsun, ne de genel olarak tatmin oluyorsun yaptığın işten. Devasa bir makinanın çok da önemli olmayan bir dişlisi olarak hayatını sürdürmen lazım.
Charlie Chaplin'in Modern Times filmi var; belki tekrar izlemeli, çok iyi hatırlamıyorum zaten. Şimdi izlemek daha fazla anlam verebilir.
Bu yazıya başlarken odamda oturuyor ve sıkılıyordum şimdiyse gereksiz bir toplantıda yöneticimize rapor veriyoruz. Herkes ciddi ciddi dünyayı kurtarıyor. Halbuki az önce kendisini beklerken biraz daha gerçek karakterlerimize bürünmüş, nispeten keyifli sohbetler ediyorduk. Odaya girdi, ve herkes dünyayı kurtarmaya başladı. Bilseler ne kadar sıkıldığımı, ve konuştukları konuları hiç ama hiç umursamadığımı. Zaten yaptığımız işe de saygı duymuyorum, her ne kadar çalıştığım yabancı şirket kendisinin dünyanın en önemli işini yaptığını zannetse de.
Konuşma sırası bana geliyor...
Blogu bırakıyorum...