22 Ekim 2012 Pazartesi

Lübnan çıkmazı


     Pahalı arabalar, şık giyimli kadınlar ve erkekler; Beyrut ‘un kornişlerinde volta atıp kafelerinde şarabınızı yudumlarken ve etraftaki insanlara bakınca neden bu şehre Ortadoğu’nun Paris’i dendiğini anlayabiliyorsunuz. Fakat kafanızı biraz daha yukarıya kaldırdığınızda gördüğünüz manzara Lübnan’da bulunduğunuzu ve Lübnan’ın da Ortadoğu’nun savaşlarından ve çatışmalarından en çok çeken ülkelerden birisi olduğunu hatırlatır. Geçmişin anısı mermi izleri birçok binada hala görülebiliyor.  
Beyrut'ta savaşın izleri
Fotoğraf: şahsi arşiv







     Geçtiğimiz hafta Beyrut’ta gerçekleşen büyük bir bombalı saldırı Beyrut’lulara birkaç senedir unuttukları bomba seslerini hatırlattı. Kırk yıldır sivil savaşların, çatışmaların ve saldırıların aralıklarla yaşandığı bu ülkede aslında geçmişi unutmak pek kolay değil. Ülkedeki karmaşık dini ve etnik yapının bir yansıması olan Lübnan siyaseti sık sık patlamalar, suikastlar ve ölümlerle çalkalanıyor. 

70'lerde iç savaşın başlamasıyla kapanan
bu değişik sinema salonu bugünlere

kadar ayakta kalabilmiş.
Fotoğraf: şahsi arşiv



     
    Lübnan siyasetini ve olan biteni anlamak için öncelikle bu 4,5 milyonluk ülkedeki dini ve etnik yapıyı tahlil etmek gerekir. Ülkede Sünniler, Şiiler, Maruniler, Ortodokslar ve Dürziler temel dini yapıyı oluşturuyorlar. Ayrıca ülkede önemli sayıda Filistinli mülteci ve Suriye vatandaşı yaşıyor. Ortadoğu’daki siyasal yapıyı da resmin içine katarak baktığımızda Lübnan’da geçmişten günümüze neden çatışmalar, kavgalar ve savaşlar olduğunu görmek zor değil.


St Georges oteli önünde gerçekleşen
Hariri suikastı 1995.  Reuters


      Geçtiğimiz Cuma (19.10.2012) bombalı bir suikast sonrası öldürülen Lübnan jandarma istihbarat şefi Tuğgeneral Vissam El-Hasan ülkenin önde gelen Sünni şahsiyetlerinden birisiydi. El-Hasan 2005’de öldürülen Başbakan Refik Hariri için çalışmış ve sonrasında da ülkenin en önemli askeri birimlerinden olan istihbarat şefliğine getirilmişti. El-Hasan Hariri suikastı sonrasında ise ülkede oluşan 2 rakip siyasi koalisyon olan ‘’8 Mart birliği’’ ve ‘’14 Mart birliği’’ oluşumlarından ikincisine desteğini açıkça vermişti. Refik Hariri’nin ölümünden sonra oğul Hariri liderliğinde kurulan Suriye karşıtı ‘’14 Mart birliği’’ koalisyonu ülkeyi 2005’ten 2011’e kadar hükmetti. Haziran 2011’den beri ise Meclis’te çoğunluğa sahip rakip ‘’8 Mart birliği’’ koalisyonu Necip Mikati liderliğinde ülkeyi yönetmekte. El-Hasan’ın geçmişten gelen Suriye karşıtı çizgisi Lübnan’da Suriye karşıtı ve taraftarı kesimler arasında tartışmaya neden olmakta ve ‘’8 Mart birliği’’ koalisyonu üyelerince de eleştirilmekteydi. Geçtiğimiz Ağustos ayında ise El-Hasan’ın tertiplediği tutuklamalar ülke içindeki gerginliği arttırdı. Ağustos ayında Suriye taraftarı eski ulaştırma bakanı Mişel Samaha’nın eski Suriye istihbarat başkanının yardımıyla Lübnan’da karışıklık yaratmak için ülkeye bomba getirdiği suçlamasıyla tutuklanması ise El-Hasan’ı çeşitli kesimlerin hedef tahtasına koymuştu. 

Her ikisi de suikastlerde ölen Hariri
(ortada) ve El-Hasan (sağda)
Kaynak anonim

 

     Nitekim geçtiğimiz Cuma günü El-Hasan Beyrut’un Hıristiyan Mahallesi Eşrefiye’de uğradığı bombalı suikast sonucu öldürüldü. Her ne kadar bu suikast ilk bakışta El-Hasan karşıtlarınca yapılmış izlenimi verse de Lübnan’ı ve Ortadoğu’yu bilenler bu bölgede genellikle gözükenlerin aslında gerçekte olanlardan çok farklı olabildiğini bilirler. Açık bir Suriye karşıtı olan El-Hasan’ın Suriye taraftarlarınca öldürülmesi akla yatkın gelse de derin bir analiz bu
Eşrefiye'deki suikast
sonucu El-Hasan öldü.
Bilal Hüseyin/AP
suikastın Suriye’nin lehine sonuçlar doğurmayacağını hissettiriyor. Gerçekten de saldırı sonrasında düzenlenen protestolarda ilk seslendirilen talep ‘’8 Mart birliği’’ hükümetinin istifası oldu. Başbakan Mikati suikast sonrası Mişel Samaha ile ilgili yargılama sürecinin hızlandırılmasını ve El-Hasan suikastının Samaha’nın tutuklanmasıyla bağlantılı olabileceğini ifade etti. Böylece Mikati her ne kadar Suriye taraftarı ‘’8 Mart birliği’’ koalisyonun başbakanı olsa da ifadeleri ile Suriye’yi işaret etmiş oldu. Öte yandan ‘’14 Mart birliği’’ liderleri eski başbakanlar Fuat Sinyora ve Saad Hariri ise suikasttan hükümeti sorumlu tuttular ve istifasını istediler. Tüm bu kargaşa içerisinde Suriye karşıtlarınca El-Hasan’ın ölümünde parmağı olduğu düşünülen Hizbullah ise cinayeti kınayıp saldırının Lübnan’ın ulusal birliğine ve istikrarına karşı düzenlenmiş bir saldırı olduğunu söylüyor. 

    Hiçbir tarafın üstlenmediği bu saldırı zaten istikrarsız olan ülkeyi yeni bir sürece sokacak gibi gözüküyor. 

    Umarız ki gelecek geçmişten daha kötü olmaz.   

Beyrut'ta gece
Fotoğraf: şahsi arşiv


20 Ekim 2012 Cumartesi

Toyota War





      Anyone interested in international relations, wars and conflicts has probably remarked an ever present theme from the war zone pictures; a Toyota pickup ridden by armed men. This image from the war zones is as common as the image of people holding AK-47s, aka Kalashnikovs. 

Toyota Hilux and AK-47s


     Ever since Toyota’s pickup, the Hilux, was introduced in 1968, it has become the indispensable commodity of all conflicts, especially in Africa and Asia. This multifaceted vehicle was as good as for carrying people as for mounting machine guns. Toyota gained a so great reputation that a war has even been named after it; Toyota War. The war fought between Libya and Chad in 1986 and 1987 has been named after Toyota’s indestructible pickup, which has intensely been used as technical by Chadian troops.

Libya civil war 2011


Toyota in Afghanistan


       From Liberia to Mogadishu it has been used in almost every single conflict in Africa in the 80s and 90s. The Toyota pickup continued its successful career in the next decade in Afghanistan. Rolling against the heavily armored humvees of the American army the Toyota pickup continues to be the vehicle of choice of Taliban and other groups. Like the AK-47, the Hilux is somewhat easily accessible, affordable and probably most importantly during a conflict, is astonishingly reliable. 

Top Gear's Toyota Hilux
     


Actually its reliability and the indestructibility of this car is so well known in the automotive industry that few years back the British TV show Top Gear proved it with a series of ruthless tests. After managing to survive in one piece all the savage tests, the Toyota pickup was finally given a rest in a Top Gear fashion hall of fame.  

   


  It seems that as long as wars will continue to exist and that Toyota will be producing it, the Hilux will continue to be the real hero of the terrorists, freedom fighters and many others.